17 Ekim 2018 Çarşamba

Oh be! Sonunda YÖKDİL sınavından 65 aldım!


Bir yazımda sizlere İngilizce ile ilgili maceralarımı paylaşmak istediğimi söylemiştim. O gün bu günmüş.  1978 doğumluyum ve sanırım 12 yaşından sonra başlayan İngilizce fobim bu yaşa gelene kadar beni takip etti, tabi bununla birlikte bu durumun verdiği eziklik, eksiklik ne derseniz artık. Her şeye vakit buldum ama bu eksikliğini hissettiğim duruma bir son vermek için bir türlü motivasyon bulamadım. İki sene oldu sanırım BAE’ne gitmiştim, bir poster yazmıştık kongreye. 

Çok heyecanlıyım ilk akademik yurt dışı seyahatim olacak. Dil bilmiyorum ama kimin umurunda. Bir güzel planlar yaptım, gezilecek, görülecek, duyulacak, tadılacak ne var ne yok hepsini not aldım, nereye neyle gidilir. Hava alanından otele araba kiraladım, giderken sorun olmasında dönerken nasılsa tanıştığım yurdum insanları olur düşüncesiyle.  Bu seyahatim bana aslında yurt dışında mimiklerle anlaşarak hayatımı idame ettirebileceğini göstermiş oldu.  Bu yazının amacı” İngilizce çok ta gerekli bir şey değil kardeşim” gibi saçma bir düşünce değil tabi ki, sadece ilkokulu üç farklı okulda bitiren, 80 kişilik sınıflarda ders gören, ortaokulu bitirdiğinde dört işlemden başka matematik bilgisi olmayan, bizim zamanında düz lise diye adlandırılan bir lisede okumuş, öyle üniversitede de İngilizce hazırlık falan görmeyen bir kardeşinizin İngilizce öğrenmemeye ısrarla inat edip geliştirdiği savunma mekanizmalarını okuyacaksınız. Bence okumaya devam edin sadece eğlence olsun diye değil, belki benim durumumdasın ve aynı eksikliği fazlasıyla hissediyorsun. Belki faydası olabilir.

Bu arada İngilizce bilmesem de” İngilizce öğrenmeyi öğrenmek “konulu kitapları bolca okumuşluğum, sonra altını çizmişliğim, sonra da çizdiğim yerlerin önemsediğim kısımlarını da fosforluyla boyayıp notlar çıkarmışlığım da vardır. Klasik doktor alışkanlığı. Bu yazıya başlamadan önce de bu notlarımı gözden geçirip tekrar notlar aldım. Yarın bu konuda yeni bir başlangıç yapıp bu sefer başaracağım. Başarı hikayemi de kitaplar yazacak! Umarım. Yazmazlarsa ben yazarım. “Kırk yaşından sonra nasıl İngilizce öğrendim?” Bir sene de google’de en üst sıraya çıkabilirim.

Hikayemize geri dönelim, sırtımda poster çantası (şüpheli paket) BAE hava alanına indim pasaport kontrolüne gireceğim, görevlinin biri izin vermiyor, “vize de vize” diyemiyorum ki “yeşil pasaport bu kardeşim vizeden muaf” çaresiz gidiyorum vize masasına, dediğini bilmesem de anlıyorum bu sefer, “bu yeşil pasaport vize onayına gerek yok” diyor, herhalde? İki arada gidip gelirken sonunda vize onay masasındaki adam kalkıp kapıdakine anlatıyor durumu kapıdan geçiyorum bir şekilde “Şükran!”.  

Tamam zor kısmı atlattık, benim iş uzun sürdüğü için hava alanı çıkısında yazık beni almaya gelen kiralık aracın şoförü bekliyor sadece, “Mr Efe” kendimle gurur duyarak, şoföre bir baş selamı veriyorum ve son model bir arabayla doğru otele. Lobide Booking’den aldığım rezervasyonun çıktılarını veriyorum, giriş işlemleri de bitiyor. Yarın sabah kongre başlayacak, nasılsa bizden birileri vardır içlerinde beraber takılırız diyerek uyuyorum. 

Sabah kaldığım otelin kongre salonunu buluyorum, epitopu dört tane poster var ama nereden baksan 400-500 katılımcı. Posterlere içerik açısından bakacağım ama bakamıyorum. Adamların posterleri 90 cm boyunda ama benimki iki metre, utancımdan çıkaramadım, ama basan adam söylemişti. “Hiç bu kadar büyük poster basmamıştım” diye. Ben de hayal kuruyorum kocaman saray gibi bir salonda kocaman panolara asılmış posterler o yüzden bu kadar büyük puntolar istemişler diye 😊. Yurt dışı kongreler böyle oluyor demek ki! Nerede hata yaptığımı hala anlamış değilim ama kutusundan çıkarmadan geri getirdim aynen. Neyse oturumlara girelim, etrafı kolaçan ediyorum yurdum insanına benzeyenleri kesiyorum, yaklaşıyorum. 

Neyse toplantı zili çaldı buldum bir yer, aaa ne güzel hangi ülkeden ne kadar katılımcı var, yazmışlar, o da ne Türkiye’den katılımcı sayısı bir, sadece ben! Neyse geldim bari derslerin tadını çıkarayım. İlk gün tüm derslere girdim, ECMO’yu ilk icat eden amca da oradaydı.


Ekstrakorporeal tedaviler kongresiydi ve bu konuda neredeyse derleme yazacak kadar okumuştum konuları, bu nedenle gayet güzel anlayabildim, ama çalıştığım tek konu ECMO değildi. Biraz da şehri gezmek gerekti. Mademki arkadaş yok, bu görev tek başına yapılacaktı. Şehirde taksi taşımacılığı uygun fiyata ve çoğu yer birbirine yakın. 

Bir güzel gezdim, sonra acıktım, girdim bir markete oh sıcacık ekmekler, rengarenk suşiler, yanına da kola. Evet yaptım itiraf ediyorum deniz kenarına oturdum ve ekmek arası şuşi yedim.

Sonunda döndüm ülkeme, tek başına başarmanın ve posteri de kurtarmış olmanın gururuyla.

Nereden geldik buraya, günler geçtikçe Türkçe kaynaklar yetmez oldu, e ne yapmalı, google translate pardon “çeviri” sağ olsun. Önce çalıştığım konuda dilimizde ne kadar derleme, dergi, yayın varsa okuyup temel ediniyorum, sonra da google dan çevirip günde 7-8 makaleyi anlayıp okuyabilir hale geldim. 

Sonra şu youtube videolarına da bir çare bulmalı diyerek kafa yormaya başladım. Önce alt yazıyı keşfettim sonrada bu alt yazıların eş zamanlı Türkçeye çevrilebildiğini. En güzel bir şey. Bu yöntemlerle iki derleme bile yazdım.

Demek istediğim, dil sorununuzu çok kafaya takmayın. Ülkemizde yapılan bir uluslararası kongrede iki posterim var sözlü sunacağım, hoca demez mi, “uluslararası kongre burası neden İngilizce sunmuyorsun?” Bilmem neden öyle yaptım ki acaba, ben de hiç bozuntuya vermeden hocam mühim olan katılmaktı, dereceye girmek gibi bir niyetim yok, toplantı güzel, konular güzel deyiverdim. Ama vaka çok ilginçti başlığı da “Walk in Dath” ben olsam yüksek puan verirdim. Meğerse hocamız yurt dışı kolejde eğitim görmüş sonradan öğrendim.

Demem o ki, yabancı dilinizin henüz olmaması yan dal eğitiminizi zorlaştıracak bir durum değil. Akademisyen olmaya karar verirseniz, o zaman gerçekten gerekli, ülkemize gelen yabancı konuşmacıları özellikle takip ediyorum, yeni bir şeyler söyleyen çok az, bizler de yurt dışında rahatlıkla sunumlar yapabilir, çok ta başarılı bir şekilde ülkemizi temsil edebiliriz. Uluslararası derneklerde önemli çalışmalara katılabiliriz.  

Bir kere Doçent olabilme şartı kabul edilen yabancı dil sınavlarından birinden en azından 65 alabilmek, dün açıklandı çok şükür çalışma yapmadan girdiğim üçüncü sınavımda aldım, giderek daha kolay soruyorlar zannımca 😊.

Dünya Yoğun Bakım Kongresi 2023’te Ülkemizde düzenlenecek, bu da değerli hocalarımızın sayesinde. İnşallah o kongrede amacım kulaklık takmadan oturumları takip edebilmek ve çalışmalarımızı İngilizce sunabilmek.

Aslında bu kadar uzun yazıp ta sizleri sıkmak değildi amacım. Dertliyim dedim ya paylaşmak rahatlattı biraz. Ooo, gece saat 04:32 olmuş elektriklerde gitti. Aslında daha bahsedeceklerim vardı ama son bir iki cümleyle bitireyim en iyisi.

Hayatlarımıza eşit şartlarda başlamıyoruz belki ama bugüne kadar neleri başardığımızı görünce bunu mu başaramayacağım diye geçiyor içimden. 


Belki yaşadıklarım bir başarı öyküsü olmasa da sizlere de örnek olur. Tabiri caiz ise tam da buraya cuk diye oturan bir video, bugün rastladım onu paylaşmak isterim.




Kalın sağlıcakla.    

“Ya o canın boğaza gelip dayandığı zaman!”

Bu COVID 19 sürecinde neler yaşadık? Hazırlandık bekledik, nelerle karşılaşacağız neler yapacağız. Hangi tedavileri vereceğiz? Bir şeki...