23 Mart 2022 Çarşamba

“Sanki uzun yıllardır sırtımda taşıdığım bir yükü usulca yere indirivermiş gibi”

 

Tıpçıların genel özelliği midir bilmem ama nedense okuduğum kitabın bir işe yaramasını bakış açımı değiştirmesini isterim, satırların altını çizer sonra döner daha da beğendiklerimi fosforlu kalemle çizer hayatıma katmaya çalışırım, renklensin isterim hayat biraz daha farklı bakmaya çalışırım. Genelde de kendi alanımda bana fayda sağlar mı diye kısa dönemde okuduklarımın etkisi geçmeden yapmaya çalışırım. Bu nedenle pek polisiyedir bilim kurgudur pek ilgimi çekmez. Olan şeylere olmakta olan şeylere ilgim daha fazla sanırım. Dün Cazanova’yı okumaya başladım. Yıllarım boşa geçmiş, onu sonra anlatırım😉.

Su, tatlı olanı içilebilir olanı tertemiz olanı, bu kadar az madem neden akıp gidiyor denizlere karışıyor? Denizlerin okyanusların çok mu ihtiyacı mı var buna? İkinci bir boğaz yapacağımıza şöyle Kızılırmak’ın, Simav Çayı’nın uçlarını tutsak da şöyle bir çevirsek Konya ovalarına doğru her tarlayı sulasak hazır akıp duran suyu boşa gitmese. Onu uzmanları mutlaka düşünmüştür de ben ne diyecektim. Okuduklarım bana bir şeyler düşündürüyor, sonra hiç gelmemişler gibi aklıma gidiveriyorlar ya da yazdığım karalamalar içerisinde tekrar okunacakları zamanı bekliyorlar. Öylece aklımdan akıp zihnimin kıvrımlarına karışmadan yazıvereyim diyorum. Şu konuda da hep bir şeyler yazasım var dediğim konular oluyor. O konulardan biri de yoğun bakım pratiğinde yaptığımız boşuna tedaviler. Bu yazıyı bugün bitirirsem “sanki uzun yıllardır sırtımda taşıdığım bir yükü usulca yere indirivermiş gibi” olacağım.

 Günlük pratikte yaptığımız ne bize ne hastaya ne yakınına ne devlete ne millete bir katkısı olmayan “potansiyel olarak etkisiz” çabalamalar. Öyle ki en çok zararı belki de o yatakta yatan ağır invaziv girişimlere pahalı ilaçlara maruz kalan ve yaşama eziyeti artan; siz ne yaparsanız yapın yaptığınız medikal iyiliklerin farkında olamayacak artık yaşamdan bir beklentisi kalmayan hasta çekiyor. Yaşadığının farkında olmasa da yakınlarına maddi manevi sıkıntılara, buhranlara, aile içi çatışmalara neden olan hayatlar. Geçen aylardan birinde eczacı kuzenimle konuşurken hani bizim o bez raporu diye çıkardığımız rapordan hasta yakınları sadece 38 TL destek alabiliyormuş. Aylık bez masrafı 1000 TL yi buluyormuş. Çocukları gene ay başı geldi ne yapacağız bu sefer kim verecek diye bakışıyorlarmış birbirlerine.

Beş buçuk yıl asistanlık sonrası bir 5.5 yıl daha dahiliye uzmanlığı dile kolay 11 yıl sonrası, yoğun bakıma ilk girdiğimde terminal dönem hastalarımız olurdu, biz onlara 4 ay 5 ay maksimum verebileceğimiz tedavileri uygular, son nefeslerine kadar hizmet verirdik, bu hastalarda kaşeksi gelişir, dekübitleri olur sürekli onları debride ederdim VAC tedavisi uygulardım. Beslenmeleri nasıl daha iyi olur, kalori protein vs. Fakülte şartları şehir hastaneleri gibi değil. YB yatakları altın değerinde ve palyatif bakımınız yok, 10 yatak varsa 6’sı bağlanmış durumda. Postoplar travmalar vs akut tablolar için kısıtlı yatak. Bu kronik bakım hastası haline gelen hastaların tabiri yerindeyse ne yaparsam yapıyım yataklarında çürümeye başladıklarını ve bir şeylerin yanlış olduğunu idrak edip araştırmaya giriştim.

Kendim bu tabloda olsam müdahale edilmek tedavi edilmek ister miydim diye düşündüm. Kesinlikle hayır. Tıbbı açıdan tüm tedavi basamaklarını kullanmışım ne RT ne KT ne ameliyatlar fayda etmemiş bana;  zaten 10 yıl önce felç geçirmişim yürüyemez olmuşum, 3 yıl MI geçirip arrest olmuş dönmüşüm sonrası bilinç durumum kötüleşmiş en son 1 yıl önce de yeni bir SVO atağı geçirip yemeyi yutmayı konuşmayı unutmuşum gözle bile temas kuramıyorum, PEG açmışsınız belki trakeostomi. Yahu artık bırakın beni gözünüzü seveyim. Belki bu septik şok benim kurtuluşum. Çektiğim acıyı anlatamıyorum. Bana dializ kateteri takmayın beni beslemek için santral kateter açmayın. Yapılan çalışmaları okudum. Hekimlerin çoğu da benim gibi düşünüyor. Sonra yurt dışı uygulamalara bakim dedim, onlar bizden 10 yıl kadar önce geçmiş ya bizim yoğun bakım süreçlerimizden belki bazı konulara çözüm bulmuşlardır. Bir de ne göreyim Amerikayı yeniden keşfetmeye gerek yok diyorlar ya durum tam da böyle.

Avrupada yaşıyorsanız haklarınız var:

Yoğun bakıma inmeme hakkınız var. “NE ŞARTTA OLURSA OLSUN KÖTÜLEŞİRSEM BENİ YOĞUN BAKIMA İNDİRMEYİNİZ”

Terminal dönem bir CA hastasısınız ve YB tedavisinden fayda görecek bir durumunuz yok ama ağrılar içerisindesniz ya da nefes darlığınız var, ızdırabınız için palyasyon tedavisi yapılıyor ama diyorsunuz ki artık ben entübe edilecek bir hale gelirsem, “BENİ ENTÜBE ETMEYİNİZ”.

Bilincim kapanmadı ama solunum zorluğu çekiyorum beni entübe ettiniz rahatlattınız kalbim ve veya solunumum duracak olursa “BANA CPR UYGULAMAYINIZ”


Bu adamcağızın hikayesini okumuşsunuzdur acil servise arrest halde geliyor. Göğsünü açıyorlar. Bu notu görüyorlar ama CPR’a başlıyorlar, hastanın sağlık kayıtlarına ulaştıkları gibi imzasını görüp resüsitasyonu bırakıyorlar.  https://www.cprseattle.com/blog/dnrs-and-bystander-cpr-can-you-get-in-trouble

Hekimlerin, diğer sağlık çalışanlarının özlük hakları hiçe sayılarak, hasta haklarına çok önem veren bir ülke olduk ama nedense bu konularda biraz geri miyiz neyiz?

 Yurt dışında yaşıyorsanız, aklınız başındayken bu durumlar için öncesinde talepten bulunur ve bu isteklerinizi resmi evraklara imza atarak sağlık dosyanıza işletirseniz talepleriniz yerine getirilir.

Bunlarda hasta haklarıdır. Ben altı yıldır hayretler içerisinde tavan yapan hasta hakları konusunda bu konularda neden geri kalındığını anlamakta zorluk çekiyorum.

Aklıma gelmişken anlam veremediğim bazı uygulamalardan bahsetmek isterim.

Terminal dönem hasta steradin, adrenalin ve dobutamin, 3 çeşit geniş spekturumlu AB. protein, mineral desteklerine kadar ayarlanmış TPN tedavisi devam ederken arrest oluyor ve 45 dakika CPR uygulandığına çok şahit oluyorum.

Arkadaşlar maksimum destek alırken hayata tutunamayan zaten de tıbbı olarak tüm tedavi şeçeneklerini tüketmiş bu hastada hadi geri döndü diyelim eski halinden daha iyi olup aramıza dönme şansı kaliteli bir yaşam şansı var mıdır? Bu 45 dk meselesi nedir?

Burası yoğun bakımcılara özel bir blog ama her insan yoğun bakım kalite yazıp bu platformu görebilir, herkes bizi hedef almışken sözlerimi tartarak yazmaya çalışıyorum. Başımdan geçen bir iki olayı kısaca anlatayım genç meslektaşlarıma deneyim olur.

Diyebilirsiniz ki neye göre terminal? Met AC CA mesela. Öyle hastalarım oldu ki terminal dönem diye geldiler, öncesinde KT, RT kabul etmemiş, total atelektazisi vardı. Ağrısını kestim, solunumunu rahatlattım derken mukoit tıkacı açıldı KRT için ikna ettim servise geri verdim.  Yine 7 yıldır MET meme CA yaş terminal bir hastam “radyasyon recall fenomeni” düşünüp hipercarbik solunum yetmezliği olan ve CPAP desteğiyle Pco2 ‘si daha da yükselen bir hastamdı, araştırdım puls steroid tedaviyle üç günde çözüm bulup servise verdim. Benim uygulamam ilk 3 -4 gün terminal düşünsem bile elden gelen maksimum desteği verip, hasta yakınlarının beklentisini hastanın performansını gözlemlemek. Tedaviyi hastaya en az ızdırap verecek şekilde düzenlemek oluyor. Bazen hasta yakınları tedavi istemeseler dahi tedaviden fayda görebilecek bir hasta ise gereken tüm tedavileri uyguluyorum.

Bir gün de şöyle bir şey oldu 93 yaşında hastam var çok uzun süredir entübe bir türlü ayrılamıyor artık trakeotomi düşüncesindeyim. Yakını ziyaret saatinde hocam artık desteklemeyelim. Ne olacak bundan sonra bir fayda görmeyecek ki dedi. Aramızda şu konuşma geçti benim bu konuda yapabileceğim bir şey yok maalesef yasalarımızda “tedaviyi durdurma” ya da “tedaviyi ilerletmeme” konusunda biz hekimleri koruyacak bir yasamız yok “bu nedenle elimdeki imkanlar neyse onları uygulamaya devam edeceğim” dedim. Hasta 3-4 gün sonra sanırım vefat etti, 72 yaşlarında bir kadın, bu hasta yakını bir ay kadar sonra servise geldi “Hocam tedavi konusunda benim şüphelerim var” dedi. Epikriz istiyorum dedi. O günde sistem arızalı mı? Veremedim bir türlü evrağı.  Ölüm belgesinde de nöbetçi arkadaş 09:30 yerine 21:30 yazmış mı ex saatine! Kadıncağız şüpheleri iyice artarak gitti 😊.

Bizi koruyacak yasalar olmadan nabalım? Bu ülkede hiç mi bir şey düzelmez! Düzelemez mi?  Her gün ülkemizin çeşitli yerlerinden yeni uzman olan arkadaşlarım arıyor. Beni yoğun bakıma almıyorlar” 3-5 yatak verip sen takıl, çok karışma, kurulu düzeni bozma diyorlar diye. Ben 5 yıldır hep bunları duyuyorum. İllaki siyasete mi atılmak gerekiyor.

Grev kötü bir şey değil ama biz yoğun bakımcılar onu da yapamıyoruz.

Eski notlarımı karıştırırken bunu buldum 😊A Haber’e göndersem ana haberde yayınlayabilirler.


 


BİZDE DURUM NE Kİ?

Sahi ya akademik olarak kendimizi geliştirip duruyoruz da ülkemizin yoğun bakımlarını daha kaliteli yapmaya gelince neden duruyoruz. Muhatap mı bulamıyoruz.  Anlatamıyor muyuz?

Boşuna tedaviler yüzünden, bazı illerde YB hasta yatağı bulunamıyor.

Boşuna tedaviler yüzünden bu hastalara yapılan ilaç masrafının haddi hesabı yok.

Hastane enfeksiyonlarının belki de en büyük kaynağı bu hastalar.

Yoğun bakım çalışanları emeklerini boşuna harcıyor ve tükeniyor.

Üstelik hasta belki de YB a inmek bile istememiş. “Vasiyeti varmış bana bir şey olursa YB’ye indirmeyin diye.

Geçen günlerde bir makale okurken bir cümle gördüm, hatta gruplarda da paylaştım. Bulabilirsem aşağıya ekleyeyim… Buldum 26 Ocakta yazmışım.


Annemin babası 83 yaşındaydı. Sekiz yaşında kahvehanede çalışmaya başlamış ve ben kendimi bildim bileli günde 3 paket birinci sigarası içerdi biri sönmeden uç uca diğerine geçerdi. Bir de hatırladığım adam boyu Tariş zeytinyağı tenekeleri vardı bahçede yığılı, muhtemelen ondan ötürü bu kadar uzun süre sağlıklı yaşamıştı ama sonunda prostat CA’nın beyin met yapmasıyla bilinci bulanıklaşınca tanı koyduk. Köydeki evinde her zamanki yatağında ama bu sefer uyku apne horlamaları olmadan iki ay kadar yaşayıp son nefesini verdi. Anneanneme de kalça kırığı sonrası inmobil kaldıktan sonra 5 yıl kadar evde bakım verdik. Son bir yıl iyice bilinçsiz sadece birkaç kaşık zorla çorba içebilecek hale gelinceye kadar bakım verdik. O da evinde çocuklarının yanı başında son nefesini verdi.

Bir şeyler değişsin artık bu ülkede.

Palyatif hasta bilinci gerçek anlamda yerleşsin, toplum ölümün doğallığını tekrar kavrasın.

Yaşayanlar için bile kıtlaşan kaynaklarımız nafile çabalarla tüketilmesin.

Bu yazım erken bitti, ilginç! Uzatsam mı biraz?

İki yıl sonunda, en sonunda ben de COVID olmayı başardım. Yarın çok şükür mesayiye geri dönüyorum. 2+3 aşılıydım, ilk iki  gün boğaz ağrısı kas ağrıları, biraz öksürük, son iki gün sekresyon artışı, bir akşam üstü inme iniyor herhalde dedim beynimde bir boşluk hissi, denge bozukluğu, sanırım çok yatmaktan boynum düzleşmiş ertesi günü biraz daha yatınca geçti 😊 arada da bolca halsizlik. Sanırım 4. Doz Biontecleri olacağız. Bir başka gözlemim benim gibi iki yıldır hiç geçirmeyenleri yakaladı son bir aydır. Neyse uzattıkça uzattım, COVID yaradı sanırım.

Sağlıcakla.