16 Şubat 2019 Cumartesi

TYBD Bölge toplantısı İzlenimlerim

Merhaba 9 Şubat Cumartesi günü çok önemsediğim ve belki de uzun zamandır gerçekleşmesini beklediğim bir toplantıya katıldım.
Öncelikle bu çok iyi düşünülmüş organizasyon ve nazik davetleri için Türk Yoğun Bakım Derneği Başkanı Prof Dr İsmail Cinel Hocamıza ve değerli Dernek Yönetim Kuruluna, yine TYBD Başkan Fellow Danışma Grubu’nda yaklaşık bir yıldır bu toplantının organize edilmesinde emek harcayan Uz Dr Elif A. Çizmeci, Uz Dr Fethi Gül ve Uz Dr Kutlay Aydın'a ayrıca moderatör ya da konuşmacı olarak katkı sağlayan ufkumuzu açan tüm meslektaşlarıma teşekkür ederek başlamak istiyorum.
Ülkemizin her köşesinden derler ya gerçekten de öyle yoğun bakım yan dalını almışzorunlu hizmet görevlerine başlamış hatta tamamlamış ve kurum içi atamalarla yeni yerlerinde çalışan YB uzmanlarıyla birlikteydik. 
Toplantıda ilk olarak TYBD’nin kapsamlı bir çalışması ile hazırlanan “Yoğun Bakım Uzmanlığı Devlet Hizmet Yükümlülüğü Sırasında Karşılaşılan Problemler 2019 Raporu” sunuldu. 


Bir taraftan bu toplantıda ne kazanımlarım oldu diye düşünürken bir taraftan da toplantıya katılamayan ve ileri ki günlerde YB uzmanlığını düşünen arkadaşlarımız için konuşulanların ana başlıklarını özetlemeyi amaçladım.

İki yıl önce de böyle bir buluşmanın organize edildiğini o zaman da sorunların konuşulduğunu ancak hiçbir yol kat edilmediğini belirten arkadaşlarımız oldu. Gerçekten de sosyal medya yazışmalarımızdan hep bu durumdan şikâyet eder dururuz. İşte dernekler bizim sorunlarımızı biliyor, çare aramıyor çaba harcamıyor, bu toplantının amacı ne ola ki? Neyi değiştirecek? Yine hiçbir şeyin değişeceği yok!



Bunlar gerçekten haklı serzenişler, evet doğru bu toplantı sorunlarımıza bir çözüm sağlamayacak. Evet yine her birimiz kendi çalışma ortamlarımızda değersizleştirilecek, pasifleştirilecek, dışlanacak, bezdirilecek hatta çalıştırılmayacağız. 


Kendi çevremde hayattan zevk alan, çalışmaktan mutlu olan, sorunları gereğinden fazla görmezden gelen biri olarak görülüyorum, hatta bir arkadaşım “Abi sen zaten yoğun bakımda mutlusun, sana kalırsa hiç sorun yok, bence toplantıya katılmana gerek yok” demişti.

                                                               (Ep bunlardan ötürü)

Kendi açımdan baktığımda bizden birilerinin hikayelerini dinlemek, onlarla sosyal medyadan değil de kanlı canlı birebir iletişim kurabilmek, fikir alışverişinde bulunmak çok iyi hissettirdi. Toplantıda da belirttiğim gibi benim için sanki mesleki bir psikoterapi seansıydı.


 “Ben bir yoğun bakım bağımlısıyım” 😊

Olduğumuz yeri görmek için hep birlikte aynaya baktık, gördüğümüz şeyler hiçbirimizin hoşumuza gitmedi, şimdi olduğumuz yerleri kabullenemedik.

Arkadaşlarımızın maruz kaldığı sorunları gördükçe “benimki de sorun muymuş” diyenlerimiz oldu. Çalıştığı yerde kendince iyi bir işleyiş sağlayabilen arkadaşlarımın deneyimleri benim için çok yol gösterici oldu. Yepyeni fikirler edindim. Acaba böyle düşünen sadece ben miyim dediğim kimi sorulara net yanıtlar aldım. Biz YB’nin taze uzmanları birbiriyle iletişim kurarken, TYBD’nin değerli katılımcı hocaları da sokağın ruhunu anlama imkânı buldu. 

Yıllar önce bir süreliğine bir ilçe devlet hastanesinde başhekimlik deneyimim oldu. Bununla birlikte ilçenin tek uzmanıydım, deneyimli hastane müdürümüzle birlikte güzel çalışmalar yaptık, güzel geri dönüşler almaya başladık. Kaliteye merak salmam da o döneme denk gelir. İlde çeşitli toplantılar olur, ben heyecanla taleplerimi iletirim, çok beğenilir ama bir türlü benim istediklerim olmaz, denetlemeler olur işleyiş çok beğenilir “bizden bir isteğiniz var mı?” denir ama bir türlü olmaz.

Bir seferinde “Doktor bey size geçen sene söz vermiştik ama siyasette maalesef işler böyle yürümüyor işte!” diye geri dönüş almıştım. İşte o gün bende bir aydınlanma olmuştu, beklentiye girmenin birilerinin senin için bir şey yapmasını beklemenin çok anlamsız olduğunu, eğer bir şeyi gerçekten istiyorsan onun için her yolu denemen gerektiğini öğretmişti bana. Dene, dene, sonra tekrar dene. Olmuyorsa yanından geç, olmuyorsa etrafından dolaş, olmuyorsa üstünden atla, o da olmuyorsa bir şekilde içinden geç, daha da olmuyorsa olanla değiştir :) kim tutabilir ki seni.



Daha toplantının içeriğinden bahsetmeden 460 kelime yazdım, sadede gelecek olursak bu toplantıdan beklentim zaten birilerinin bizim sorunlarımızı çözmesini istemek değildi. Yoğun bakım uzmanlarının periferde yaşadığı sorunların bir resmini çekmekti. Ne sorunlarımız var, arkadaşlarımız bunlarla nasıl başa çıkmış ya da çıkabilmişler mi? Şimdi çok ayrıntısına girmeden bunları özetlemeye çalışacağım.

Sorunlardan bahsetmeden önce, her fırsatta söylediğim gibi yoğun bakımcı olmak hayatımda verdiğim en güzel kararlardan biriydi. Önümde birçok kariyer fırsatı ardına kadar açık.

Dernek yönetiminin büyük emeklerle hazırladığı çalışmada bahsi geçtiğine göre şu anda YB uzmanlığını alıp periferde çalışan YB uzmanı sayısı 176. Belki siyasiler açısından kaile alınabilecek bir grup olmaktan çok uzağız ama unutulmaması gereken bizler ülkemiz YB ‘lerinin geleceğiyiz.

Bu ülkede YB yatağı bulmak zor ise hastalar acilde bekliyor, oradan oraya sevk ediliyor, YB’ye yatış endikasyonu olmayan hastalar ülke kaynaklarını, sağlık çalışanlarının çabalarını heba ediyor, hastane ve çalışanlarını tüketiyorsa bunları çözecek bizleriz. 

Bugüne kadar bir şekilde yürütülen ancak bir sisteme oturtulamayan her sürecin çözümsüz olduğuna inanıp kabullenmek bizlere yakışmaz. Bu toplantı sorunların tespiti için bir olanak sağladı. Bir sonraki buluşma ise çözüm yollarının konuşulması amacıyla olabilir. 

Konuşmaları özetlemek gerekirse,

Yoğun bakım uzmanı oldunuz eğitim araştırma hastanesine gittiniz, buralarda ilgili bölümleri anabilim dalları doğal olarak kendi kliniklerinin sorumluluğunu sizlere verecek değil. Zaten hemen her III. Basamak YBÜ bir anabilim dalına bağlı.

Bizler kendimizi her ne kadar sadece yoğun bakım uzmanı olarak görsek de gittiğimiz yerlerde arkadaşlarımızın öncelikle ana dalıyla ilgili kliniklerde çalışmaya yönlendirildiğini gördük. Temelde göğüs uzmanısınız ya da nörolog, ilgili bölümün varsa YBÜ’süne veriliyorsunuz.  Tabi işleyişi bozmamak ve size yüklenen angarya işleri yapmak kaydıyla. Örneğin nöroloji YB hastalarıyla ilgilenirken acil nöroloji konsültasyonlarına bakmak gibi.  

Benzer şekilde üniversite hastanesine gittiniz sizi çalıştıracak bir YBÜ bulamayabilirler, zorunlu hizmetiniz bitene kadar hasta bakamayabilirsiniz, atanmış ama işsiz, bazılarının hoşuna gidebilir, bir nevi ücretli izin. Ancak çoğumuzun bu durumu bir arkadaşımızın dediği gibi “iş istemek zorunda bırakılmak” olarak yorumladığını düşünüyorum.

TYBD iyi niyetle bu toplantı tutanaklarını mutlaka derleyip yasa koyuculara iletecektir, ancak hepimizin bildiği gibi ülke gündemimiz çok farklı, bu isteklerin ne kadar dikkate alınabileceği, üzerinde ne kadar düşünüleceği, bu konulara ne kadar mesai harcanabileceği aşikâr. Ayrıca muhattabınız ilgili kadrolar sürekli bir değişim içinde, dernek başkanımızın dediği gibi neredeyse altı ayda bir muhattaplarımız değişiyor.

Sorunlarımız aşikâr, bürokrasinin belki bizler için vakti yok ama bizlerin zamanı kısıtlı, hızlı hareket etmeli, konuştuklarımız henüz soğumadan en azından bizler lokal de olsa fikirler üretmeli, en azından yöneticilerimize sunabileceğimiz ortak görüşler oluşturmalıyız.  

Digital ortamın gücünü fark edeli henüz sekiz ay oldu ama şimdiden çok olumlu geri dönüşler almaya başladım. Yoğun bakım kalite platformunun günlük sayfa görüntüleme sayısı onlardan yirmilerden 50’li sayılara ulaştı. Hiç tahmin etmediğim yerlerden geri dönüşler gelmeye başladı. Bu nedenle belki de birileri sesimizi duyar ne dersiniz? Neyse devam edelim.

Şehir hastanesine gittiniz diyelim, orası tam kargaşa, işleyiş alışık olunanın aksine, siz hariç herkesin bir görev tanımı var, hekim ve hemşire dışında her şey hizmet alımı, sizin yapabilecekleriniz hayallerinizle sınırlı, 110-170 YB yatağı sizin hakkıyla bakabileceğiniz yatak sayısı? Bazen bu yatak yatak içinde sizi sorumlu olabileceğiniz bir ünitede bulunamayabilir! Hayaller kurarken buna hazırlıklı olun şaşırmayın, sonra yok ben duymadım dı yok ben bilmiyom du olmasın😊.

Bu kadar çok yatağı koordine edebilmek de çok mümkün değil. Bununla birlikte bu hastanelerden hasta sevki yapmanız hoş karşılanmıyor, hastanenin ilk kurulumu esnasında alınan tıbbi cihazlar dışında cihaz talebi yapamıyorsunuz ancak sarf karşılığı alınabiliyor. Faturalama süreçlerini takip edip hataları düzeltmeniz gerekiyor. Cihazlarda kullanıcı hatası olduğunda tamir ücreti ödenmiyor. Sekreterlerin iş tanımında epikriz yazmak yok, bu nedenle 657 ye tabi sekreter talep etmeniz gerekiyor. Fizyoterapi desteği YB’lere faturalandırılamıyor.

Ayrıca koca koca hastanelerde bu işin uzmanına YBÜ bulunamayıp ikinci basamak YBÜ ‘lerde görevlendirilen arkadaşlarımız da yok değil. Sen Ronaldo'yu al Türkiye İkinci Ligi'nde oynat :) .

Benden alışık olmadığınız karamsar tablolardan bahsediyorum ama annemin dediği gibi “dedikodu değil yavrım olan şeyler” 😊

Son paragrafları özetleyecek olursak, ilk ve en önemli sorunumuz yönetmelik “YB sorumlu hekimi YB uzmanıdır” dese de hemen hiçbir hastanenin bunu kurulu olan düzeni bozmamak adına uygulamaması. Sonuçta bu ve benzeri metinlerde her şey başhekimlerin inisiyatifine bırakılmış.

Bu nedenle madem bu yan dal kadroları açıldı bizler yetiştirildik. Bizleri yetkilendirmenin zamanı gelmiştir. Bir an önce Sağlık Bakanlığı yoğun bakım uzmanının tanımlamasını yapmalı ve çalışma şartlarını yerini yurdunu belirtmelidir. Aksi takdirde YB uzmanlarının hiç hakketmedikleri halde, diğer meslektaşları tarafından “kurulu düzeni bozucu” lüzumsuz insanlar olarak görülmesinin önüne geçemezsiniz. 

Toplantı sonucunda aklımda kalan diğer görüşler şöyle:

-Yoğun bakım uzmanlarının yalnızca verimli çalışabileceği ve iyi hizmet verebileceği belirli merkezlerde görevlendirilmesi

-Beşer YB uzmanının görevlendirileceği örnek klinikler oluşturulması

-Çalışma şartlarının ağırlığı düşünüldüğünde belirli aralıklarla psikolojik destek sağlanması, liderlik eğitimi verilmesi, yıllık ekstra izin dönemlerinin sağlanabileceği

- Nöbet ve icap nöbetinin yoğun bakım uzmanları için net olarak tanımlanması gerektiği

- Bir YB uzmanının maksimum bakabileceği yatak sayısının netleştirilmesi.

- Üçüncü basamak nöbetlerine YB uzmanlarının da girmesi ve anestezi ana dal uzmanları ile birlikte yönetilmesinin hasta bakım kalitesi açısından önem taşıdığı.

- Mevcut performans puan sisteminin YB uzmanının çabalarının karşılığı olmadığı ve üzerinde yeniden çalışılması gerektiği

-Unutmadan, pediatrik hasta bakabilecek ve acil durumda süreçleri yönetebilecek kadar tıbbi sarf malzemenin bulundurulması ve çocuk yoğun bakım uzmanı var ise klinikte onun üzerine yatış verilmesi, çocuk YB de yer olmasına rağmen, erişkin YB ye yatırılmak isteniyorsa ilgili bölümden gerekçesine dair resmi yazı istenmesi.

Toplantıda konuşulmasa da bu satırları yazarken aklıma gelen, giderek genişleyen popülasyonumuzun özlük haklarını korumak amacıyla bir sendika kurulabilir mi?

Konuşulanlar ana hatlarıyla bunlardı, aslında bu kadar uzun uzadıya yazmayı sevmiyorum ama bütünlüğünün bozulmaması için aynı metinde tamamlamak istedim, umarım sizleri sıkmamışımdır.

Bu organizasyonda emeği geçen herkese tekrar teşekkürlerimi sunarak bitirmek istiyorum.

Sağlıcakla.


Selasını okuttukları babalarının yaşadığını öğrenince...

15.02.2019 14:16 | Son Güncelleme:

İzmit'te geçen salı beyin kanaması geçirerek kaldırıldığı özel hastanede beyin ölümü gerçekleşen Yusuf Ziya Yüksel'in (80) ailesine, iddiaya göre, dün öğle vakti hastanın yaşamını yitirdiği açıklandı. Bunun üzerine aile, Yüksel için sela okutup evde taziyeleri kabul ederken, mezar kazdırdı.

Bugün babalarını toprağa vermek için hazırlık yapan Yüksel kardeşler, hastane yönetiminin hastanın ölmediğini bildirmesiyle büyük şaşkınlık yaşadı. Olayla ilgili açıklama yapan hastane yönetimi ise hasta yakınlarına Yusuf Ziya Yüksel'in beyin ölümünün gerçekleştiğinin söylendiğini, ailenin bunu yanlış anladığını ileri sürdü.

Geçen salı, İzmit'te yaşayan eski kasap Yusuf Ziya Yüksel beyin kanaması nedeniyle özel hastanenin yoğun bakım ünitesinde tedaviye alındı. İddiaya göre, burada beyin ölümü gerçekleşen Yüksel ile ilgili yoğun bakım ünitesi doktoru dün öğle saatlerinde 3 çocuğuna açıklamada bulundu. Bunun üzerine Yusuf Ziya Yüksel'in çocukları babaları için sela okutup taziyeleri kabul etmeye başladı, mezar da kazdırdı.
Bugün İzmit Fevziye Camii'nde cuma namazına müteakip kılınacak cenaze namazı sonrası babalarını toprağa vermenin hazırlıklarını yapan Yüksel kardeşler, cenazeyi almak için sabahhastaneye gitti. Babalarının yaşadığını öğrenen kardeşler büyük şaşkınlık yaşadı.
'BABAMIZIN VEFAT ETTİĞİ SÖYLENDİ'
Yoğun bakım doktorunun kendilerine babalarının öldüğünü söylediğini iddia eden Yusuf Ziya Yüksel'in oğlu Volkan Yüksel, "Babam salı sabaha karşı rahatsızlandı. Hastaneye getirdik, yoğun bakım ünitesinde tedavi altına alındı. Beyin ölümü gerçekleştiğini söylediler ve bu süre zarfında belli bir prosedür olduğunu ve tedavi devam edeceğini söylediler. Biz 3 kardeşiz. Dün öğle sıralarında yoğun bakım doktoru biz 3 kardeşi davet etti ve babamızın vefat ettiğini söyledi. Bütün evrakları imzaladık. 'Organ bağışında bulunur musunuz?' diye sordular ve biz de bağışlayabileceğimizi söyledik. Gece boyunca bekledik. Sonra babamın yaşının ileri olduğunu ve organların alınamayacağını söylediler. Daha sonra yine haber verdiler, organ bağışını alabileceklerini söylediler. Ankara ve Van'da organ bağışçısı olduğunu söylediler. Daha sonra organ bağışını geri çekmemizi söylediler. 'Tamam' dedik, daha sonra da babamın yaşadığını söylediler" diye konuştu.
'TAZİYELERİ KABUL EDİYORUZ'
Açıklamanın ardından evde taziyeleri kabul ettiklerini ve dualar okunduğunu anlatan Volkan Yüksel, "Dünden itibaren vefat üzerine taziyeleri kabul ediyoruz. Evde dualar okunmaya başladı. Bizim bu saatlerde normalde camide olmamız gerekiyor ve ilerleyen sürede toprağa vermemiz gerekiyor ama babam yaşıyor ve kalbi atıyor. Az önce baktım, videosunu çektim, beyin ölümü gerçekleşmiş. Dün 'öldü' açıklamaları doğru değilmiş. Beyin ölümü gerçekleştiğini biliyoruz ama kalbi durmadı. Babam yaşıyor, nefes alıp veriyor makineye bağlı olarak; böyle ilginç bir durumdayız. Şikayetçiyim, bu hukuk dışı, insanlık dışı bir şey. Biz perişan haldeyken bununla ilgileniyoruz. Yetkililer yalan söylüyorlar. Sonra kabul edip özür diliyorlar. Aziz Nesin hikayesine döndü. Çaresizce bekliyoruz" dedi.
HASTANE YÖNETİMİ İDDİAYI KABUL ETMEDİ
Hastane yönetimi ise hasta yakınlarının iddiasını kabul etmedi. Hastane yönetimi, aileye hastanın beyin ölümünün gerçekleştiğinin söylendiğini, bunun da raporlarda gözüktüğünü belirterek, ailenin beyin ölümünü yanlış anladığını kaydetti.



15 Şubat 2019 Cuma, 14:57 | Güncelleme:  İHA


– Kocaeli’nin İzmit ilçesinde ‘Ölmeyen şahsa hastanede ölü dediler’ haberiyle ilgili açıklama yapan hastane yönetimi, olayın organ bağışı konusunda yaşanan kararsızlıktan meydana geldiğini söyleyerek iddiaların gerçeği yansıtmadığını açıkladı. 


İzmit'te VM Medical Park hastanesinde beyin ölümü gerçekleşen Yusuf Ziya Yüksel adlı şahsın ailesi, ilk etapta ‘öldü’ diyen hastane yönetiminin daha sonra kendilerine hastalarının ölmediğini bildirdiklerini iddia ederek mağdur olduklarını ifade ettiler. Konuyla ilgili hastane yönetimi ise olayın beyin ölümü gerçekleşen şahsın organlarının bağışlanması konusunda ailenin ortaya koyduğu kararsızlık sonucu yaşandığını açıkladı. 


Bazı medya organlarında konuyla ilgili ‘Ölmeyen bir kişiye öldü dendiği’ şeklindeki ifadelerin gerçekleri yansıtmadığının belirtildiği açıklamada, “Bu iddialar oldukça haksız, dayanaksız ve itham edicidir. Konun aslı ailenin onayı ile organ bağışı sürecinin hayata geçirilmesine yöneliktir. Hastanemiz tüm süreçleri tıbbi prosedürlere uygun olarak, olması gerektiği gibi yürütmüştür. Kronik organ yetmezliğindeki en iyi tedavi ihtiyaç duyulan organın naklidir. Ülkemizde 25 bini kronik böbrek hastası olmak üzere çok sayıda kişi kronik organ yetmezliği nedeniyle organ nakli beklemektedir. Organ nakli için dünyanın kabul ettiği en iyi yöntem ise yoğun bakım şartlarında beyin ölümü gerçekleşmiş, beyin ölümü tutanağı hazırlanmış kişilerden aile onayı sonrası alınan organlardır” denildi.


Açıklamanın devamında şu ifadelere yer verildi: “Uygun şartlar sağlandıktan sonra organların beyin ölümü gerçekleşen kişilerden alınabilmesi için, yoğun bakım ortamında özel ilaçlar ve makineler yardımı ile kalp atımı desteği sağlanır. Ancak bu kısıtlı bir süredir. Beyin ölümü gerçekleşmiş kişilerde sağlanan tüm desteğe rağmen kalp atımı bir süre sonra durmaktadır. 3 gündür hastanemizde beyin kanaması teşhisi ile yoğun bakımda tedavisi gören Yusuf Ziya Yüksel’in yetkili hekimlerce imzalanmış beyin ölümü tutanağına göre 14.02.2019’da saat 16.00’te beyin ölümü gerçekleşmiştir. Ardından ailesine organ bağışı konusunda bilgilendirme yapılmış, organ bağışlanması konusunda olumlu yanıt alınınca Sağlık Bakanlığı’na bağlı olan Ulusal Organ ve Doku Nakli Koordinasyon Merkezi’ne haber verilmiştir. Aile bekleme sürecinde organ naklinden vazgeçtiğini beyan ettiğinde gerekli bilgilendirme ilgili Merkez’e tarafımızdan yapılmıştır.”


“Özetle en başta da bahsettiğimiz gibi tüm süreçler organ bağışı mevzuatına ve diğer tüm tıbbi prosedürlere uygun olarak yürütülmüştür. Organ bağışı gibi hassas bir konuda toplumun doğru bilgilendirmesi adına sağlık kurumları kadar medya kuruluşlarına büyük bir görev düştüğü kanısındayız. Bu sebeple organ nakli bekleyen binlerce hastanın sağlıklarına kavuşması toplumun doğru bilgilendirilip bağışların artması ile doğrudan ilişkilidir. Bu sebeple tüm basın kuruluşlarından konuya hassasiyetle yaklaşmalarını bekler; konuyu kamuoyunun bilgisine sunarız.” 

Akdeniz Üniversitesi Hastanesi'nde 10 saatte 5 organ nakli

16 Şubat 2019 Cumartesi, 11:30 | Güncelleme:  DHA

AKDENİZ Üniversitesi (AÜ) Hastanesi Organ Nakli Merkezi doktorları, ameliyathaneden çıkmadan 10 saatte 3 böbrek, 2 karaciğer nakli gerçekleştirdi.

AÜ Hastanesi ve Antalya'daki özel bir hastanenin yoğun bakım servislerinde beyin ölümü gerçekleşen iki hastanın yakınlarıyla görüşen organ nakil koordinatörleri Nilgün Bilal, Uğur Genç ve Ali Tugay, bağış için onay alınca nakil süreci başladı. Organ nakilleri geçen 9 Şubat günü saat 13.00'te başladı. AÜ Hastanesi Başhekimi ve Organ Nakli Merkez Müdürü Prof. Dr. Bülent Aydınlı, Prof. Dr. Hüseyin Koçak, Prof. Dr. Fahri Uçar, Prof. Dr. Sadi Köksoy, Prof. Dr. Reha Artan, Doç. Dr. Vural Taner Yılmaz, Doç. Dr. Özgür Dandin, Doç. Dr. Abdullah Kısaoğlu, Doç. Dr. İsmail Demiryılmaz, Doç. Dr. Haydar Adanır, Operatör Murat Urkan, Operatör Muhsin Sarıkaya, Uzm. Dr. Fatih Palıt'ın yanısıra 18 kişiden oluşan ameliyathane ekibi, ara vermeden aynı gün saat 23.00'e kadar 3 böbrek, 2 karaciğer naklini gerçekleştirdi.

UMUTLARIN TÜKENDİĞİ ANDA YETİŞTİ

Karaciğerlerden biri, Hepatit-B'ye bağlı siroz hastalığı olan Osman Rıfat Güç'e (55) nakledildi. Karaciğer nakli olmasaydı belki de yaşamayacağını anlatan Güç, "
Bağış yapan aileye teşekkür ediyoruz. Bu erdemli davranış dolayısıyla rahmete kavuşan yakınlarının acısını bir kenara bırakıp hayat kurtarma yüceliğini gösteren bu insanlara ne kadar teşekkür etsem azdır" dedi.
İkinci karaciğer ise AÜ Hastanesi'nde tedavisi yoğun bakım ünitesinde devam eden Muhammet Resul Yalaz'a (10) nakledildi. Yalaz'ın yakınları, "Tam da umutlarımızın tükendiği anda hızır gibi yetişip canımıza can olan bağışçı aileye teşekkür ediyoruz. Toprağa verdikleri can kardeşimizin mekanı cennet olsun" dedi.

ÜÇ BÖBREK HASTALARA CAN OLDU
Böbrekler ise Konya'da yaşayan 3 hastaya nakledildi. 4 çocuk, 6 torun sahibi Ayşe Yol'un (48) 17 yıl diyalize bağlı sürdürdüğü yaşamı, beyin ölümü gerçekleşen hastanın yakınları tarafından bağışlanan böbrekle normale döndü. Ayşe Yol, "2002 yılında aşırı yorgunluk şikayetiyle gittiğim Konya Devlet Hastanesi'nde böbrek hastalığım olduğu tespit edildi. Aynı yıl hemodiyalize girmeye başladım. Tam 17 yıl diyaliz ve sonrasında yaşadığım acıyı ben ve benim gibi olanlar iyi bilir. Organ bağışı yapıp beni sağlığıma kavuşturan aileye teşekkür ediyorum.
Allah onlardan razı olsun, ömrüm olduğu sürece rahmetliye dua edeceğim" dedi.
18 yaşına girdiği gün idrar kaçırma ve sırt ağrıları şikayetiyle gittiği hastanede kronik böbrek hastalığı olduğunu öğrenen Ümmü Tuna (37) da, 19 yıl girdiği hemodiyalizden böbrek nakliyle kurtuldu. Tüm insanları organ bağışına davet eden Tuna, "Başına gelmeyen bilemez. O nedenle başınıza gelmeden organlarınızı bağışlayın. Kimbilir, belki de en sevdiğiniz, en yakınınıza gerekli olabilir" diye konuştu.
3 çocuk babası Yılmaz Tencere (45) de böbrek nakledilen bir diğer isim oldu. 1994 yılında kronik böbrek yetmezliği teşhisi konulduğunu, ilaç tedavisi yetersiz olunca 2006 yılında hemodiyalize başladığını anlatan Tencere, "Artık yolun sonuna geldiğimi düşündüğüm sırada mutlu haberi aldım. Bağışı yapanlara ve ameliyatı başarıyla gerçekleştiren ekibe teşekkür ediyorum" dedi.